Hz. Ebubekir’in Hayatı Ve Dönemi

Hz. Ebubekir’in Hayatı Ve Dönemi

Hz. Ebubekir'in Hayatı Ve Dönemi

Hz. Ebubekir’in Hayatı Ve Dönemi

İlk Müslümanlardan biri olan Hz. Ebu Bekir, 573 yılında Mekke’de doğmuştur. Gerek peygamberlikten önce gerekse peygamber olduktan sonra Hz. Muhammed (s.a.v.)’in en yakın arkadaşlarından biri olmuştur. Hz. Ebu Bekir, yaşadığı toplumda dürüstlüğü, güvenilirliği ve cömertliği ile herkesin sevgisini kazanmıştı. O, Cahiliye Dönemindeki kötü adetlere uymuyor, putlara tapmıyor ve içki içmiyordu. Kazandıklarını başkalarıyla paylaşmayı seviyor, fakirleri, muhtaçları daima gözetiyordu. Hz. Muhammed, 610 yılının ramazan ayının Kadir Gecesinde Nur Dağındaki Hira Mağarasında ilk vahyi alıp peygamberlikle görevlendirildi. Bunun üzerine Allah Resulü, yakın çevresinden başlayarak insanları İslam’a davet etti. Bunu duyan Peygamberimizin en yakın dostu Hz. Ebu Bekir, Hz. Muhammed’in yanına gelip Müslüman oldu. O, Hz. Hatice’den sonra İslam’ı kabul eden ikinci kişiydi.

 

Mekke’de Hz, Muhammed’in peygamber olduğu duyulunca birçok kişi Müslüman olup olmama konusunda tereddütler yaşadı. Hz. Ebu Bekir ise Peygamberimiz kendisini İslam’a davet ettiği zaman hiç tereddüt göstermeden Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul etti. Hz. Ebu Bekir Peygamberimizin her zaman en yakınında olmuş, onu daima desteklemiştir. Sahip olduğu serveti İslam uğruna harcamak ve Müslümanlara yardım etmek için tüm imkanlarını seferber etmiştir. Onun Müslüman olması, diğer Müslümanlara güç ve moral vermiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) sık sık Hz. Ebu Bekir’in evine gider, kendisi ile istişarede bulunur, İslam’ın yayılması ve tebliği gibi konularda onun fikirlerini alırdı. Hz. Ebu Bekir’in Peygamberimizle olan beraberliği, Hz. Muhammed’in vefatına kadar devam etti. Hz. Ebu Bekir; hicret sırasında, savaş meydanlarında, müşriklerle mücadelede, sıkıntılı zamanlarda hep Peygamberimizin yanındaydı. Hz. Ebu Bekir, kızı Hz. Ayşe’yi Resulullah’la evlendirerek bu yakınlığı daha da pekiştirdi.

Hz. Muhammed’in peygamber olduğunu ilk duyduğu anda iman etmesi, Peygamberimize olan sadakati, bağlılığı ve en yakın dostu olması nedeniyle Hz. Ebu Bekir’e “sıddık” lakabı verilmiştir. Bu güzel lakabı Hz. Ebu Bekir’e, Miraç olayının gerçekleşmesinin akabinde, kendisini tereddütsüz tasdik etmesi üzerine Peygamberimiz bizzat kendisi vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bir gece Allah’ın izni ile Mekke’deki Kabe’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da Yüce Allah’ın huzuruna çıkmış, ayni gece tekrar Mekke’ye dönmüştür. Peygamberimiz, ertesi gün yaşadığı bu mucizeyi olayı müşriklere anlatmış, ancak onlar kendisine inanmamışlar, üstelik de onunla alay etmişlerdir. Mekkelilerden bazıları hemen Hz. Ebu Bekir’e gitmişler ve ona, “Yakın ve samimi dostunun anlattıklarından haberin var mı?” diye sormuşlardır. Hz. Ebu Bekir onların anlattıklarını dinledikten sonra, “Bunu Hz. Muhammed mi söylüyor? O söylüyorsa mutlaka doğrudur.” deyip Peygamberimizi tasdik etmiştir.

Hz. Ebu Bekir Sevgili Peygamberimizin yanına gelip bu olayı kendisinden dinledikten sonra şöyle dedi: “Yemin ederim ki sen doğru söylüyorsun. Çünkü sen Allah’ın peygamberisin. Ben buna bir kere daha şehadet ederim.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz “Sen zaten sıddıksın.” buyurarak Hz. Ebu Bekir’i onore etti.
Hz. Peygamber (s.a.v.), ömrünün son zamanlarında hastalanıp mescide namaz kıldırmak için bile çıkamadığı zaman, yanında bulunan sahabelere “Ebu Bekir’e söyleyin, namazları kıldırsın.” buyurdu. Hz. Ebu Bekir de onun verdiği bu görevi yerine getirdi. Allah Resulü 632 yılında vefat ettiğinde birçok sahabe onun öldüğüne inanmak istememişti. Hz. Ebu Bekir, hemen Peygamberimizin evine gelmiş, burada Müslümanları sakinleştirici bir konuşma yapmış ve ardından şu ayeti okumuştu: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de Peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ve ya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz…” (Ak İmrân suresi, 144. ayet)
Hz, peygamberin vefatından sonra Müslümanlar tarafından Hz. Ebu Bekir halife seçildi. Onun iki yıl kadar süren halifeliği döneminde bazı yapıldı ve İslam toprakları genişledi. Yalancı Peygamberlerle mücadele edildi ve bu sorun çözüldü. Ayrıca Kur’an-ı Kerim iki kapak arasında toplanıp kitap haline getirildi.

Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir