Hz Muhammed’in Hayatı Hakkında Bilgi

Hz Muhammed’in Hayatı Hakkında Bilgi

Hz Muhammed'in Hayatı Hakkında Bilgi

Hz Muhammed’in Hayatı Hakkında Bilgi

 Hz. Muhammed’in Doğduğu Ortam

Sosyal hayat: Hz. Muhammed’in doğduğu bölgede Araplar, kabileler halinde yaşarlardı. Zaman zaman kabileler arasında çeşitli düşmanlıklar, anlaşmazlıklar ortaya çıkardı. Kabileler arasında kan savaşların ardı arkası gelmezdi. Birbirleriyle akraba olan kabilelerin bile savaştıkları olurdu. Genellikle kabilenin en yaşlı ve en nüfuzlu kişisi o kabilenin lideri seçilirdi. Cahiliye Devri Araplarında yaygın olan geleneklerden biri de kabileler arasında yaşanan kan davaları idi. Böyle durumlarda bütün kabile intikam almak için harekete geçer, işi savaşa kadar götürürlerdi. Bir tek şahsın haksız yere işlediği suç sebebiyle çıkan savaşların yıllarca sürdüğü olurdu.
Kültürel durum: Araplar arasında okuryazar oranı oldukça düşüktü. Hicaz Bölgesi’nin en büyük merkezi olan Mekke’de bile okuma yazma bilen insan sayısı sınırlıydı. Cahiliye Devri Araplarında, şiir ve hitabet önemli bir yer tutuyordu. Ticaret için kurulan panayırlarda şiir ve hitabet yarışmaları yapılırdı. Hafızaları çok kuvvetli olan Araplar, bu şiirleri ezber-!erler, kulaktan kulağa yayarlardı. Ekonomik hayat: Göçebe Araplar, İslam’dan önce geçimlerini hayvancılık yaparak sağlarlardı. Hayvanlarına otlak bulabilmek için mevsimlere göre sık sık göç ederler, evlerini kıl çadırlardan kurarlardı. Köy ve şehirlerde oturan Araplar ise genellikle ziraat ve ticaretle uğraşırlardı. Göçebelerden daha yüksek bir hayat seviyesine sahiptiler. Bu kimselerin ekonomik hayatında ticaretin çok büyük yeri vardı. Susuz bir vadide kurulmuş olan Mekke şehri, İslamiyet öncesi Arabistan Yarımadası ticari hayatında önemli bir role sahipti. Mekke ve çevresindeki şehirlerde panayırlar, pazarlar kurulurdu. Halk buralarda alışveriş yapar, ihtiyaçlarını karşılardı.

Dini hayat:

İslamiyet öncesi, Arapların çoğu put perestti. Tek tanrı inancı unutulmuştu. Arabistan halkının çoğunluğunu teşkil eden putperestler, ilah olarak kabul ettikleri putlara taparlardı, Önemli bir işe başlarken doğru kararlar alabilmek için putlarının önünde şans oku çekerler ve çıkan oka göre hareket ederlerdi. En yaygın ibadetleri, Kabe’nin etrafında ıslık çalıp el çırparak dolaşmaktı.

Putperest Araplar, Allah’ın birliğine inanmakla birlikte putlarını Allah ile kendileri arasında aracı kabul ediyorlar ve her şeyi onlardan bekliyorlardı. Allah’a ibadeti tamamıyla terk etmişler, sadece putlara tapar hale gelmişlerdi. Onların yanlış anlayışlarını, Allah, şu ayette bildirmiştir: “… Onlara bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Putperest Arapların, sapık inançlarında haklı olduklarını savunmak için ileri sürdükleri tek delilleri, atalarının da putlara tapmış olmasıydı. Sayıları az da olsa Arap Yarım adası’nda yıldızlara ve ateşe tapanlar bulunuyordu. Arabistan’da bunların yanında bir grup insan, İbrahim Peygamber’in dinine bağlı kalmaya çalışıyordu. Hanifler adı verilen bu grup, Allah’ın birliğine inanıyor, putlara asla tapmıyordu. Onlar; kumar. içki, fuhuş ve kız çocuklarına kötülük yapmak gibi cahiliye geleneklerini reddediyorlardı. Puta tapıcılığın sonradan ortaya çıkarılmış kötü bir inanç olduğunu düşünüyorlardı.

 Hz. Muhammed’in Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği Doğumu:

Hz. Muhammed’in babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine’dir. Her ikisi de Kureyş kabilesine mensuptur. Babası, bu kabilenin Haşim oğulları; annesi ise Zühre oğulları kolun-dandır. Hz. Muhammed’in doğumu, 20 Nisan 571 Pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke’de gerçekleşmiştir. Bu tarih, Arap aylarından rebiülevvel ayının on ikisine rastlamaktadır. Dedesi Abdül muttalip ve annesi Amine, ona, “Muhammed” ismini koymuşlardır. Bu isim, yer ve gök ehli tarafından övülmüş kişi anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber’in doğumundan yedi ay kadar önce babası Abdullah vefat etmiş, Peygamberimiz, yetim olarak dünyaya gelmiştir. Hz. Muhammed’in doğduğu dönemde Araplar yeni doğan çocukları havası daha serin ve temiz bölgelerde yaşayan sütannelere verirlerdi. Bunun sebebi, çocuğun sağlıklı büyümesi ve çocukların, bu kişilerin kullandığı sade. düzgün Arapçayı iyi bir şekilde öğrenmeleriydi. Emzirecek çocuk aramak üzere Mekke’ye gelen kadınlar, çoğunlukla zengin ailelerin çocuklarını almaya çalışırlar-di Bu amaçla gelen Halime isimli kadın, bineğinin zayıflığı sebebiyle Mekke’ye gelmekte gecikmiş ve bir zengin çocuğu bulamamıştı. O da yetim bir çocuk olan Muhammed’i yanına alarak köyüne döndü. Hz. Muhammed, dört yıl boyunca bu ailenin yanında kalarak çocukluğunun ilk yıllarını sütkar-deşleriyle geçirdi. Onlarla birlikte kırlara çıkar, oyunlar oynardı. Daha sonraları onda görülen fev-kalade haller sebebiyle sütannesi ve kocası, onun başına bir tehlikenin gelmesinden korktular ve Muhammed’i Mekke’ye getirerek annesi Âmine’ye teslim ettiler. Hz. Muhammed, dört yaşından altı yaşına kadar annesi Âmine ile birlikte kaldı. Hz. Muhammed al-tıyaşındayken bir gün Âmine, onu hem kocası Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek hem de akrabalarıyla görüşmek maksadıyla Yesrib’e (Medine ye) götürdü. Hz. Âmine, Medine’den dönüşte rahatsızlanarak Ebva denilen bir köyde vefat etti. Böylece Hz. Muhammed, çok sevdiği annesini de kaybetmiş oldu. Bundan sonra onun bakımını dedesi Abdülmuttalip üstlendi. Hz. Muhammed sekiz vıeni yaşında iken dedesi Abdülmuttalip de vefat etti. Hz. Muhammed’in bundan sonraki hayatı e kadar amcası Ebû Talib in yanında geçti.

Gençliği:

Sevgili Peygamberimiz sekiz yaşından yirmi beş yaşına kadar amcası Ebü Talib’in Yanında kaldı. Ebü Talib, üstün insani vasıflara sahip ve Mekkelilerin saygısını kazanmış biriydi. Hz. Muhammed çocukluk yıllarında koyun güderek dar gelirli amcasına yardımcı oluyordu. Gençlik döneminde, yaşıtlarının düşkün olduğu her türlü kötülükten, özellikle de Mekke’nin hoş ol-mayan eğlence ortamından daima uzak durdu. Çünkü Allah, son peygamberini de çocukluğundan itibaren kötü ve çirkin olan her şeyden uzak tutup gelecekteki kutsal görevine hazırlıyordu. Hz. Muhammed on iki yaşında iken amcasıyla birlikte Suriye’ye yapılan ticari bir yolculuğa katıldı. Bu seyahat, onun Arabistan dışına yaptığı ilk yolculuğu olmuştur. Hz. Muhammed, on yedi yaşında başka bir ticaret kervanıyla Yemen’e gitti. Bu kez amcaları Zübeyr ve Abbas’la birlikteydi. Genç bir delikanlı olarak artık o da diğer Mekkeliler gibi ticaretle uğraşmaya başlamıştı. islamiyetten önce Arap kabileleri arasında sık sık savaşlar olurdu. Yalnız dini geleneğe göre savaşmanın haram sayıldığı zilkade, zilhicce, muharrem ve recep aylarında savaş yapılmazdı. Bu aylarda savaş yapılırsa bunlara, Ficar Savaşları adı verilirdi. Ficar Savaşları sonunda Mekke’de can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle değişik ülkeler-den gelen tüccarlar büyük haksızlıklara, saldırılara uğruyorlardı. Bu arada Yemenli bir tüccarın malı haksızlıkla elinden alınmış, o da Ebcı Kubeys Dağı’na çıkıp Mekkelileri yardıma çağırmıştı. Bunun üzerine Hz. Muhammed, amcası Zübeyr’in teşviki ve önerisi ile bütün kabilelerin temsilcilerinin davet edildiği bir toplantıya katıldı. Bu toplantı sonunda, Mekke’de barış ve güvenliği sağlayacak olan ve “Hılfül Fudül” adı verilen bir dernek kuruldu. Buna göre Mekke içerisinde yerli ve yabancı hiç kimseye zulüm ve haksızlık yapılmayacak, şayet bir haksızlık olursa haksızlığa uğrayanlara yardım edilecekti. Sadece kabile temsilcileri ile ileri gelenlerinin katıldığı bu sosyal kuruluşa, Kureyş kabilesi için-deki mevkisi ve güvenilirliği sebebiyle Hz. Muhammed de katılmıştı. Hz. Muhammed, peygamber olduktan sonra da bu antlaşmadan özellikle bahsetmiştir.

Hz. Muhammed’e Vahyin Gelişi

Hz. Muhammed'e Vahyin Gelişi

Hz. Muhammed’e Vahyin Gelişi

Vahiy’; sözlükte “gizli konuşmak, fısıldamak, seslenmek, ilham etmek, ima ve işaret etmek, acele etmek, emretmek ve yazmak” gibi anlamlara gelir. Din? terim olarak ise Allah’ın emir, ya-sak ve öğütlerini, insanlara ulaştırmak üzere peygamberlerine özel bir yol ile iletmesidir. Hz. Muhammed, kendi halkı içinde güzel ahlaklı davranışları ile tanınmıştı. Doğruluğu, güvenilirliği, verdiği sözlere bağlılığı, hay duygusu, cömertliği ve ağırbaşlılığı ile herkesin takdirini kazanmıştı. Bunlara bağlı olarak Kureyşliler, ona Muhammed el-Emin (Güvenilir Muhammed) la-kabın’ vermişlerdi. O, tüm kötülüklerden uzaklaşmış; Cahiliye Devrinde putlar için düzenlenen törenlere katılmamıştı. Yüce Allah bütün peygamberlerini olduğu gibi onu da doğumundan itibaren tüm kötü davranışlardan korumuştur. Hz. Peygamber, Mekke’nin kötülüklerinden kaçı-yor; kainatın yaratılışını, hayat ve ölümün, hayır ve şerrin hakikatini anlamaya çalışıyordu. O, özellikle otuz beş yaşlarından sonra sık sık Mekke yakınında bulunan Nur Dağındaki Hira Mağarasında inzivaya çekik ve bu hususları uzun uzun düşünürdü. Miladi 610 senesinin ramazan ayında yine Nur Dağındaki bu mağarada inzivaya çekilmişti. Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi (Kadir Gecesi), sabaha karşı burada kendisine ilk vahiy geldi. Hz. Muhammed, mağarada inzivaya çekilmişti. Bu sırada Cebrail (a.s.)bir anda görünüverdi. Hz. Peygamber’in hayatını anlatan tarihçilere göre bundan sonraki olaylar şöyle gelişmiştir:
Cebrail: – Oku, dedi.

O, büyük bir heyecan içinde:

– Ben okuma bilmem, karşılığını verdi.

Cebrail onu tutarak gücü kesilinceye kadar sıktı ve tekrar:

– Oku. dedi. Hz. Muhammed’in cevabı yine:

Ben okuma bilmem, oldu.

Cebrail, onu tekrar tutup sıktı ve üçüncü defasında Alak suresinin ilk beş ayetini okudu. Bu ayetlerin anlamı şöyledir: ‘Yaratan Rabb’inin adıyla okul O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! insana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabb’in, en büyük kerem sahibidir. 

Hz. Muhammed, ilk vahyin tesiriyle korku ve heyecana kapılmıştı. Telaşlı bir şekilde evine döndü. Eşi Hatice’ye: Beni örtünüz, beni örtünüz, dedi. Kendisine bir kötülüğün isabet etmesinden korkmuştu. Bir müddet sonra titreme hali geçince olup bitenleri ve duyduğu endişeyi Hz. Hatice’ye anlattı. Hz. Hatice ise onun yüksek faziletlerini sayarak korkması için bir sebep olmadığını ve Allah’ın kendisini hiçbir zaman utandırmayacağını söyleyerek eşini teselli etti. Hz. Muhammed’e ilk ayetlerin gelmesinden bir süre sonra ikinci kez vahiy geldi. Bu vahiyle Allah, ona şöyle buyurdu: “Ey bürünüp sarınan (Resulüm)! Kalk ve (insanları) uyar. Sadece Rabb’ini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terk et.
Hz. Muhammed’e vahyin geliş yolları şunlardır:

Sadık rüyalar

Allah’ın doğrudan onun kalbine ilham etmesi

Cebrail’in insan veya kendi asli suretinde vahiy getirmesi

Vahyin çıngırak sesine benzer bir ses şeklinde gelmesi

Arada bir vasıta olmaksızın Allah’ın doğrudan kendisine hitap etmesi

Perde arkasından bir ses işitilmesi

Hz. Peygamber kendisine inen bu ayetlerle birlikte, öncelikle yakın çevresindekilerden başlaya-rak üç yıl boyunca insanları İslam dinine davet etti. İnsanların bir kısmı, onun bu çağrısını kabul ederek Müslüman oldular. Daha sonra Yüce Allah, Peygamberimize, artık İslam dinine çağnyi açıkça yapmasını ve bütün insanları İslam’a davet etmesini emretti. Bu hususta Kur’anın, “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir.” ayetinin gelmesiyle İslam dinine açıktan davete başlanmış oldu.

Hz. Muhammed’in Hicreti

Hz. Muhammed'in Hicreti

Hz. Muhammed’in Hicreti

Hz. Muhammed, peygamber olarak görevlendirildikten sonra Kur’anın emrine uyarak insanla-rı İslam dinine çağırmaya başladı. İlk zamanlar eski inançlarını terk edip onun peygamberliğine inanarak Müslüman olanların sayısı çok azdı. Fakat Peygamberimiz kararlı bir şekilde ve ikna yoluyla, insanlara puta tapmanın yanlışlığın, anlatmaya devam etti. Kendisine ibadet edilmeye layık tek varlığın, insanları ve bütün evreni yaratan Yüce Allah olduğunu söyledi. İnsanları İs-lama büyük bir çabayla davet etti. Onun bu sabırlı çalışması sonucu zamanla Müslüman olanların sayısı giderek arttı. Bu durumdan endişelenen Mekkeli müşrikler, fakir, güçsüz ve kimsesiz Müslümanlara eziyet etmeye başladılar. Onlara İslami terk edip putperestliğe dönmeleri için her türlü baskıyı uyguladılar. Bir süre Müslümanlarla her türlü alışverişi kestiler, onlara boykot uyguladılar. Ancak yapılan baskı, eziyet ve işkenceye rağmen Müslümanlardan hiç kimseyi inançlarından döndüremediler. Mekkeli müşrikler Peygamberimize de eziyet etmekten geri durmuyorlardı. Onunla alay ediyorlar, mecnun olduğunu söylüyor ve onun geçtiği yollara dikenler atıyorlardı. Hz. Muhammed, Mekkelilerin işkencelerinden kurtulmak ve İslam’ın yayılmasını hızlandırmak için çareler aramaya başladı. Bu amaçla zaman zaman Mekke dışından gelen yabancılarla görüşüp onlara İslam’ı anlattı. Mekke’ye, özellikle hac mevsiminde Kabe’yi ziyaret amacıyla yabancılar geliyordu. Peygamberimiz de bu durumdan yararlanarak Mekke dışından gelen kabilelerin temsilcilerini İslama çağırıyordu. Medine’den gelen altı kişi ile Akabe denilen yerde görüştü. Onlara ayetler okuyarak İslamı anlattı. Onlar da İslam’ı kabul ettiler ve ertesi yıl büyük bir kalabalıkla aynı yerde Peygamberimizle buluşacaklarına söz verdiler. Medine’ye dönen insanlar, kentte yaşayanlara İslamı anlatarak Müslümanlığın yayılmasını sağladılar. Ertesi yıl kalabalık bir grupla yeniden Akabe’ye gelip Hz. Muhammed’le görüştüler ve onu Medine’ye davet ettiler. Peygamberimiz de artık Müslümanların Mekke’de yaşamalarının tehlikeli olduğunu düşünüyordu, Bu nedenle isteyenlerin Medine’ye göç edebileceklerini söyledi. Bunun üzerine bazı Müslümanlar, Hz. Muhammed’in izniyle evlerini ve mallarını Mekke’de bırakarak Medine’ye göç ettiler.

Mekkeliler, İslam’ın yayılmasına engel olamayacaklarını anladılar. Son çare olarak Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Her kabileden genç ve güçlü birer kişi seçerek geceleyin onun evini kuşattılar. Durumu önceden haber alan Peygamberimiz, evinden ayrıldığını müşriklerin fark etmemesi ve bıraktığı emanetlere sahip çıkması için evinde Hz. Ali’yi bırakarak kimseye görünmeden Hz. Ebu Bekir’le Mekke’den ayrıldı. Hz. Ali de tehlikeyi göze alarak Peygamberimizin yatağına yattı ve emanetlere sahip çıktı. Sabahleyin Peygamberimizin yatağında Hz. Ali’yi gören Mekkeliler şaşırdılar. Peygamberimizi bulmak için her tarafta onu aramaya başladılar.

Peygamberimiz ve arkadaşı Ebu Bekir, Mekke yakınlarındaki Nur Dağı’na gidip orada bir mağaraya gizlendiler. Mağaranın önüne kadar gelen Mekkeliler onları göremediler. Hz. Muhammed ve Hz. EbCı Bekir bu mağarada üç gün kalıp daha sonra Medine’ye doğru yollarına devam ettiler. Kuba denilen yere ulaşıp burada bir süre konakladılar. Peygamberimiz Kuba’da bir mescit yaptırarak ilk cuma namazı nı kıldı. Daha sonra Medine’ye doğru hareket ederek kente ulaştı. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye 622 yılında yaptığı bu göçe Hicret denir.

Kur’anı Kerim’de. Hicret’in bu safhası için şöyle buyrulur: “Eğer siz ona (Resulüllah’a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir. (Hani) Kafirler onu, iki kişiden biri olarak (Eb0 Bekir ile birlikte Mekke’den) çıkarmışlardı; hani onlar mağara daydı; o, arkadaşına ‘Üzülme; çünkü Allah bizimle beraberdir.’ diyordu. Bunun üzerine Allah da ona (sükunet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah’ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.”Medineliler, Peygamberimizi büyük bir sevinç ve coşkuyla karşıladılar. Mekke’den gelen Müslümanlara her türlü yardımı yaptılar. Evlerinde misafir edip işlerine ortak ettiler. Peygamberimiz de Mekkeli ve Medineli Müslümanları kardeş ilan etti. Medinelilere, yardım eden anlamında en-sar, Mekkelilere ise göç eden anlamında muhacir denildi.
Hicret’ten sonra Müslümanlar dinlerini özgürce yaşamaya başladılar. Baskı ve işkenceden kurtularak güçlendiler. Kısa sürede Arabistan Yarım adasında güçlü bir duruma geldiler. Medineli müminler, Mekkeli muhacirleri bağırlarına bastılar. Onları, yeryüzünün bir benzerini daha görmediği bir kardeşlik anlayışıyla kucakladılar. Maddi imkanlarını onlarla paylaştılar. Mekkeli Müslümanlara geçimlerini sağlayabilmeleri için ev, iş, mal mülk verdiler. Bu da muhacir ve Ensarın birbiriyle kaynaşmasına katkı sağlamıştır.

Etiketler: , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir