Tuncel Kurtiz Kimdir? Hayatı Hakkında bilgi

Tuncel Kurtiz Kimdir? Hayatı Hakkında bilgi

Tuncel Kurtiz Kaç Evlilik Yaptı KimdiTuncel Tayan Kurtiz (d. 1 Şubat 1936, İzmit, Kocaeli O. 27 Eylül 2013, İstanbul), Türk sinema ve tiyatro oyuncusu, yönetmen şaşıma, senaristtir. Babası Selmani doğumlu bir Türk teknokratı, annesi Boşnaktır. Üniversitede kısa bir süre hukuk fakültesinde, daha sonra ise filoloji, felsefe, psikoloji ve sanat tarihi bölümlerinde okudu; ancak hiçbirindekine mezun olmadık kez 1959 yılında Dermen Tiyatrosunda oyunculuğa başlamış olan sanatçı, sinema filmlerinde rol akh.Sün) filmiyle zirveye çıkan sanatçının, doğayla iç içe yaşamayı sevdiği belirtilir. 1981 Antalya Altın Portakal Film Festivalinde en iyi senaryo ödülünü Nurettin Sezer ile birlikte kaleme aldığı Gül Hasan filminin senaryosuyla kazanmıştır. 2006’da Hacı 2007’de Asi adlı TV dailerin de oynadı. 2009 yılının başında vizyona giren olan Guz Salıverilmesinde Kamil Efendi karakterini canlandırmıştır. Aynı yıl yayına başlayan Ezel adlı dizide Ramiz Kara eski karakterini canlandırılışı ve tanınırlığı daha da artmştır. 2010 Yaz doneminden NTV yeşil ekranlarında Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Güre Beldesinin Çamlı bel köyünde eşi ve kayın biraderi ile birlikte işletmekte olduğu Zeytin bağı adlı butik otelde ünlü dostlarını ağırlayarak Tuncel Kurtiz ve Postalan adlı bir program yapmıştır. Aynı yıl BBC’nin Hayat (life) belgesel film seslendirmiştir. Birçok ulusal ve uluslararası ödülünün yanı sıra, Ekim 2011’de 48.Altın Portakal Film Festivali Yaşam Boyu Onur Ödülü aldı. 27 Eylül 2013’te İstanbul Eti deki evinde kalp krizi sonucu 77 yaşında hayata gözlerini yumdu.(1129 Eylül 2013’te Balıkes’irin Edremit ilçesine bağlı Çamlı bel köyünde defnedilmiştir.

Tuncel Kurtizin Oynadığı Filmler

  1. Mutlu aile defteri
  2. Taş mektep: Ya istiklal ya ölüm
  3. Siyah beyaz
  4. Güz sancısı
  5. Ezel
  6. İnat Hikayeleri
  7. O da beni seviyor
  8. Hoş çakal yarın
  9. Akrebin yolculuğu
  10. İstanbul kanatlarımın altında
  11. Aşk ölümden soğuktur
  12. Duvar
  13. Sürü
  14. Umut
  15. Kanal

Tuncel Kurtiz Şiirleri

  1. Geçit yok :bağdatlıyız, bağdattayız, bağdatlıyız
    bağdatta düşünce bombalar adımız meçhule kalır
    adımız meçhul
    yanar kavrulur bedenimiz sevdiklerimiz
    yanar kavrulur
    külümüz kalır geriye rüzgarda savrulur
    sözümüz kalır
    bir de öfkemiz, birde öfkemiz, birde öfkemiz
    öfkeliyiz
    kül savrulur, söz kalır, öfke büyür
    büyüyor
    bağdatlıyız, bağdattayız, dünyanın her yanındayız
    bu kan denizinin dalgalarıyla
    yankileri boğacağız
    bağdatlıyız, bağdattayız, bağdattayız, her yandayızgeçit yok, isyan var emperyalizme karşı
    katlettiğin yetti artık, yetti artık, yetti
    geçit yok, isyan var emperyalizme karşı
    söndürdüğün ocaklar yetti artık, yetti, yettiyetmez artık
    bombaların durduramaz bu seli
    sorulacak bir hesap var
    yetti artık yetti
    atılan bombanın bir hesabı olacak
    olmalı
    yetti artık, yetti
    bu hesap vakti geldi

    bombalanan topraklarda yakılan hayatların
    söyleyecekleri bitmedi daha
    bitmeyecek
    bombalanan insanlarımız adına da
    haykırıyoruz bir kez daha
    katil amerika
    önce gürleyen sesimiz kovar yankileri
    sonra biz
    bombalanan topraklarda yakılan halkların
    soracakları hesap bitmedi daha
    bitmeyecek

    geçit yok amerikaya
    buralarda biz varız hey
    türküz, kürdüz, arabız biz
    sömürü, işgal, istila varsa
    ya istiklal ya ölüm diyenler de vardı
    varlar, varolacaklar hey
    biz varken, geçit yok amerikaya
    buralarda biz varız
    halkız biz
    sömürü işgal istila varsa
    kurtuluş kavgası olacaktır
    biz halkız

    bağdat yanan çocuk çığlık çığlığa
    çığlık dicleye, nehir denize
    denizler dalgalı mahirce meydanlarda
    vurun dalgalar made in USA kıyılara
    yükselin denizler
    meydanları sel alsın
    boğulup gitsin bu yankiler conisiyle tonisiyle

    bağdatlı çocuğun çığlığı meydanlarda
    öfke dolu bir haykırış, bir taş, bir ateş
    ki hıncımız yanan çocukların acısı kadar büyük

    kim yaktı bağdatlı bebeleri böyle
    hangi alçak çıkarlar için yüksek teknolojiyle
    yaktılar, yıktılar, bombaladılar biliyoruz
    biliyoruz suç kesin
    suçlu malum emperyalizm
    gereği düşünüldü
    iyi halsiz katillere adil olmaktır en büyük ceza
    bağdatta yanan çocukların acısı kadar
    acımasız olacağız kovboylara
    bağdatta yananların ahı kadar
    adaletli olacağız.

  2. Ben, bu dağların yalancısıyım, dağların…
    derler ki bu dağların eteklerinde nice savaşlar olmuş, insanlar, insanlar gaddarcasına birbirlerini öldürmüşler, kan dökmüşler, o kadar çok kan dökmüşler ki, dağların uykusu kaçmış…
    sonunda sevdalısı bulutlar, dağları terkedip gitmiş. dağ kahrolmuş, ağlamaya başlamış. bir gün derler ki; bu dağların tepesinde bir beyaz kuş uçar olmuş ve en yüksek dağ yakalamış kuşu sormuş ne ararsın burda kuş?
    kuş demiş ki;
    bir yuva tutmaya geldim, bir yuva yapmaya geldim. dağ demiş ki git o zaman ovalara, ovalarda yerin çok , orada kur yuvanı kuş demiş yooooook ovalar senin ateşinle kaynıyor, oralarda kuramam demiş.
    e o zaman ummanlara git demiş dağ, ummanlara, ummanlar da senin ateşinle kaynamakta demiş kuş.
    e o zaman yerin altına gir demiş ben yerin altında senin gürültünle nasıl yaşarım demiş kuş…
    dağ demiş ki nereye yuva yapmak istersin kuş?
    kuş demiş ki senin tepene yapmak isterim yuvayı.
    dağ demiş ki ama benim içimde ateşler kaynıyor, üzüntümden duramıyorum, sevdalım beni terketti gitti.
    sevdalın kim demiş kuş? sevdalım mı?
    sevdalım bulutlardı, beni terketti gitti.
    kuş demiş ki, ya ben senin sevdalını bulup getirirsem. gitmiş bir beyaz gelinlik dikmiş kuş, hazırlamış gelinliği getirip dağın üzerine atmış. ve derler ki gene, ben dağların yalancısıyım, o günden bu yana işte o gelinlikle bembeyaz olmuş bu dağlar.
    zaten ne der aşık: sekiz ay kışımız, üç ay ayazımız, bir ay yazımız…
    ben de dağların ve aşıkların yalancısıyım…
    gene derler ki, işte şurası Ardahan, burası Kars, şurası Çıldır, bu ovalarda nice medeniyetler yeşermiştir, nice köprüler kurulmuş, nice köprüler atılmıştır, nice yapılar yapılmıştır, nice yapılar yok edilmiştir ve hepsi bu karların altındadır.
    işte, çobanlar bazen bulup çıkarırlar, bir bakarsın karların altından bir beyaz çiçek olarak çıkar ya da bir aşığın telinde bir türkü olarak gelir bize ulaşır.
    ben dağların yalancısıyım, dağların yalancısıyım ben…
  3. Ustam!
    Aklım firarda.
    Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
    Dilimde ay kesiği bir yara,
    Düşüm kırık dökük,
    Umudumun boynu bükük,
    Bir öksüzün omuzlarında sukut.
    Yüreğim sana emanet sıkı tut.
    Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
    Bir hain kurşunu gelip deşmesin.Ustam,
    Ne zaman o senin bildiğin zaman,
    Ne sevda gördüğün masallardaki.
    Eskiden,
    Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
    Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
    Mendillere yazılırdı isimler,
    Yüreklere kazılırdı gizlice.
    Sevdalılar asil ve de yürekli
    Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
    Oysa şimdi;
    Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
    Meşru sevdalardan,
    Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
    Günahkar gecelerden.Beni herkes sevdaya asi sanır,
    Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
    Hasret tanır,
    Zulüm tanır,
    Ölüm tanır,
    Yüzüm yüzümden utanır.

    Yorgunum ustam;
    Ne katıksız somun isterim senden,
    Ne bir tas su,
    Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
    Var gücünle asıl sükunetime,
    Çığlığım kopsun,
    Uzat ellerini güneşe dokun,
    Uyandır uykusundan,
    Tut yüreğimden ustam tut,
    Tut beni, sür güne…

  4. Etiketler: , , ,

1 comment

  1. melih Nisan 18, 2015 at 7:59 am Reply

    Allah Rahmet Eylesin İyi Bir sanatcıydı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir