Çita hakkında İnanılmaz Bilgiler

Çita hakkında İnanılmaz Bilgiler

Çita hakkında İnanılmaz Bilgiler

Çita hakkında İnanılmaz Bilgiler

Çitalar tüm Afrika’ya ve Güney Asya’nın büyük bölümüne dağılmışlardır. Kürkleri için ya da çiftlik hayvanlarının korunması adına avlandıkları geçen yüzyıl boyunca sayılarında çarpıcı bir azalma oldu. Asya’da, hayatta kalan 12.000 çitadan sadece 100 tanesi, İran dağlarındaki küçük bir doğal parkta yaşıyor. Çitalar daha önce neredeyse yok olmuşlardı. Modern çitaların soylarının izini, son buzul çağını atlatmış 500 nüfuslu tek bir Afrikalı gruba kadar sürmek mümkündür. Genetik açıdan bu durum, bugün hayatta olan tüm çitaların tek yumurta ikizleri kadar yakın oldukları anlamına gelir. Çitalar halidir çünkü öyle olmak zorundalar: Diğer kedilerden farklı olarak gündüzleri avlanırlar.

Termit barmaklarma tırmanarak sürüsünden ayrılmış antilop ya da ceylanları gözlerler. Gözlerinin altındaki siyah renkli “damlaların” kamaşmayı engellediği düşünülür; ayrıca retinalarının üzerindeki geniş ve aşırı hassas şerit sayesinde görüş açıları dahilindeki tüm nesnelere karşı keskin bir odaklanma yetisi kazanır, böylece aylarının izini mükemmele yakın bir doğrulukla sürerler. Üç kilometre yarıçap içinde kalan her şeyin başı belada demektir. Saatte 95 km hıza, bir çitadan daha hızlı ulaşan araba sayısı bir elin parmaklarını geçmezken*, çitaların bu işi bir de çayırda yaptıklarını hatırlatmak gerekir.

Fakat hızlı olmaları gerekir. Antilop otuz saniye içinde yakalanmazsa, çitanın vücudu aşırı derecede ısının Aylarını boğarak öldürürler. Dişleri aslanlarınki ya da leoparlarınki kadar uzun ve keskin olmasa da ‘sırıklar’ onlarınkinden çok daha güçlüdür. Doğrudan hayvanın nefes borusuna bastırarak hava akışını engellerler. Eğer başarılı olmuşlarsa aylarını bir hamlede yutar, geriye sadece derisini, kemiklerini ve bağırsaklarını

Eski Mısır mezarlarındaki çita resimleri, bu hayvanların kutsal sayıldığını gösteriyor. Çita kafaları, Tutankamon’un tabutuna dahi oyulmuştur.

Uzun ve kiitleli kuyrukları, ağırlık dengeleyici görevi görürken omurga, adım uzunluğunu arttırmak üzere bükülür (koşarken her adım 7-8 Yarısı içeri çekilebilir pençeler (koşabilen dikenler gibi) Oksijenin kaslara akışını sabitlemek için geniş burun delikleri, büyük akciğerler ve kalp bırakırlar.

Yetişkinler, bir oturuşta 13 kilo et (yetişkin bir insanın altı tane kuzu budunu haklamasına denk) yiyebilir, ardından izleyen beş gün boyunca yemeden durabilirler. Öldürdükleri hayvanların yarısını aslanlar, akbabalar ve sırtlanlar yürütür fakat çitalar buna karşı çıkmaz. “Her koşula uygun tasarlanmış” vücutlarında meydana gelecek en ufak bir hasarın, onları açlığa mahkum edeceğini bilirler. Dişi çitalar bazen yavrularına canlı antilop yavrusu getirerek onları eğit-meye çalışırlar.

Yavrular on sekiz aylık olduklarında avlanmaya başlarlar. Eğitilmem işlerse, bufalo gibi uygunsuz hayvanların peşinden koştururlar. “Çita” sözcüğü Hindu dilindeki cita’dan, o da, Sanskritçede “benekli” anlamına gelen chitrakadan gelir. Çitalar ve leoparlar uzun süre karıştırılmışlardır. Orta çağı’da yaşamış bir yazar leopar dediğinde, aslında çitayı kastettiğini bilmek gere-kir. Bu hayvanların, aslanlarım (yeleleri olanlar) ve “pardların” (benekli olanlar) gayrimeşru yavruları olduklarına inanılır& Nitekim çita yavruları yemelidir (otlak alanlarda kamufle olmalarını sağlar.

Çitalar mırıltı ya da cıvıltı benzeri sesler çıkartabilir, kesik kesik haklayabilirler fakat kükre yemezler.
sağlar). Latince isimleri Acinonyx jubatus “yeleli sabit pençe” anlamına gelir. Eski Mısır’da, Hindistan’da ve İran’da çitalar, aylarda kullanılmak üze-re insanlar tarafından eğitimlilerdi.

Tereyağıyla ödüllendirilen ve on beş sesli komutu tanıdıkları düşünülen çitalar, at sırtında taşınıp, kafalarında şa-hin başına benzer bir bağla, antilopların peşine salınırlardı. Çitaların esaret altında yavrulamaları çok zordur, zira dişinin yumurtlama döneminden evvel çok sayıda erkek tarafından kovalanması gerekir. 16. yüzyılda yaşamış Moğol imparatoru Büyük Akbar, 1000’in üzerinde çitayı kafese kapatmış, fakat sadece tek bir yavru elde edebilmiştir. 1956 yılına kadar da esaret koşullarında doğan ikinci bir çita olmamıştır.

Etiketler: , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir